Sigarayı bırakmak istiyorsunuz ama bir türlü bırakamıyorsunuz. İşe sigara içmeyi azaltarak başlayabilirsiniz. İsteyerek ve istemdışı olarak sigarayı azaltabilir ve tamamen bırakabilirsiniz.
Öncelikle sigarayı birer paket birer paket alın. Yedek paket veya kartonla sigara almayı bırakın.
Herzaman kullandığınız markayı değilde size tadı nispeten daha kötü gelen bir markayı alın. Bu işinizi kolaylaştıracaktır.
Sigara içmek istediğinizde bunu biraz geciktirin. Her sigarayı bir saat geciktirmeniz günlük içtiğiniz sigara sayısını düşürecektir.
Sigarayı bitmeden söndürün. Hatta yarım yarım için.
Sigara içmek için farklı bir oda kullanın. Hatta orada olmaktan memnun olmadığınız bir yerde sigara için.
Sigara paketini kolay ulaşabileceğiniz bir yere veya sürekli koyduğunz cebinize koymayın. Ters taraftaki cebinize, kullanmadığınız bir çekmeceye veya uzak bir yere koyun. Böylece her bilinçdışı sigara yakmak istediğinizde, farkına varırsınız.
Kül tablanızı sık boşaltmayın. Hergün ne kadar sigara içtiğinizi kül tablasından görün.
Alternatif şeyler kullanın, sigara içmek aklınıza geldiğinde su veya meyve suyu için, birşeyler yeyin.
Sigarayı azaltmak bırakmak demek değildir. Bu nedenle bırakmak için kendinize bir tarih belirleyin.
Sigarayı bırakma yöntemleri
Temmuz 27, 2009Yanlış numara gözlük gözü bozar mı?
Temmuz 27, 2009Yanlış numara gözlük kullanmak bilindiği gibi gözleri bozmaz sadece o anki görüşü bozar. Bilinenin tersine gözlük takmak yada takmamak gözün numarasının değişmesine sebep olmaz.
Gözlük kullanımı ile ilgili yanlış bilinenleri anlatan Prof. Dr. Ertürk şu örnekleri verdi: “Dinlendirici gözlük diye bir gözlük yoktur. Gözlük rakamlarla ifade edilen değerlere sahiptir ve takıldığı zaman görmeyi daha iyi yapıyorsa kullanılmalıdır. Uzak gözlük devamlı, yakın gözlük ise yalnızca yakın mesafe çalışmalarında kullanılır. Gözün gözlüğe alışması diye bir kavram yoktur. Kişi iyi görmenin ne olduğunu anladığı için gözlükten vazgeçemez. Numara değişikliği ancak muayenede belli olur. Hipermetrop olan çocuklarda büyüme çağında numarada azalma, miyoplarda ise numarada artma gözlenir. Gözlük takmak veya takmamak gözlük numarasının ne azalmasına ne de artmasına neden olur. Ancak çocuk yaşta görmenin gelişmesi açısından mutlaka takılması gerekir. Yanlış numara kullanımı gözü bozmaz, ancak takıldığı anki görmeyi bozar.”
Dr. Ertürk’ün verdiği bilgilere göre, gözlük ihtiyacını ortadan kaldırmak için 20 yaş üzerinde yapılan lazer tedavisi gözü çizmez. Yalnızca belli bir kalınlıktaki kornea dokusunu buharlaştırarak ortadan kaldırır. Laser ile katarakt cerrahisi diye bir cerrahi müdahale yoktur. Lazer ile şaşılık tedavisi diye bir tedavi yoktur. İyi görmek göz sağlığının garantisidir diye bir inanış doğru değildir. Glokom hastaları bu yanlış inanışa örnek olarak gösterilebilir. Glokom (göz tansiyonu) hastaları hastalığın son aşamasına kadar iyi görebilir. Görme sonradan azalmaya başlar ki bu aşamada geri dönüşü söz konusu olmaz. Glokom yalnızca rakamsal değerin ifadesi ile tanımlanmamaktadır. Önemli olan bir noktada görme sinirinin durumudur. Rakamsal değeri normal olarak bilinen değerlerde olmasına rağmen glokom olan kişiler de vardır. Bu nedenle sınır tanımlaması her zaman büyük yanılgıları ortaya çıkarır.
Uyuşturucu madde bağımlılığı
Temmuz 27, 2009Madde dediğimizde zaten bağımlılık yapıcı şeyleri kastediyoruz, bunların ortak özelliği keyif verici olmasıdır. Daha az zararlı olan diye bir şey yoktur. Hepsi zincirleme birbiriyle ilişkilidir.
Madde kullanıcısının asıl hedefi kendisini farklı hissetmek argo tabiriyle kafa yapmaktır, bunu neyle yaptığı ikinci derecede önemlidir birçok kişi ben şunu kullandım etki yapmadı bunu kullandım etki yaptı şeklinde tercih bildirebiliyorlar, bu onların bünyesiyle ilgili bir durum.
İşte bu hoşlarına giden şey onların büyük kayıplarına yol açıyor. İnsanın canı bir şeyden hoşlanırsa onu tekrar tekrar yapma istek ve ihtiyacı duyar, bir takım zararlara rağmen bunu yapıyorsak kontrolümüzden çıkmış ve bağımlılık hastalığına dönmüştür.
Temel hedef kafa yapmak farklı hissetmek olunca maddelerin birinden diğerine kolaylıkla geçişler olur. En kötüsü ve tehlikelisi de çoğul madde bağımlılığı dediğimiz durumdur. Burada kişinin genellikle tercih maddesi yoktur ne bulursa kullanır. Ama ben hiç birine bağımlı değilim diye savunur ama neredeyse boş kaldığı günü yoktur.
Doğal olan her şey yararlıdır gibi anlayış doğru değildir, birçok zararlı öldürücü mantarlar vardır. Alkolde doğaldır, esrarda doğaldır ancak beyne fiziki ve beynin işleyişi ve psikolojisi açısından zarar verebilen maddelerdir. En önemli zararı da kendisini kullanma isteğini uyandırması ve kişin bu istek yüzünden bir takım olumsuzlukları göze alır hale gelmesidir.
Anoreksiya
Anoreksiya’da kişi olağan kilosunun altında olmasına rağmen hala kendisinin şişman olduğuna dair bir algıya sahiptir.
Bu nedenle sürekli olarak kişi rejim yapmakta, yemek yememekte ve fazla yemek yediğini düşünürse kusmakta ve kendisine sorulduğunda kilolu olduğunu söylemektedir.. Biz bu yemek yeme bozukluğuna daha doğrusu beden algısı çarpıklığına anoreksiya diyoruz.
Vücut kitle endeksi hesaplamasından kişinin anoreksiya başlangıcı olup olmadığı anlaşılabilir. Bu denge %15lik bir farkta oluşmaktadır. Örneğin kişinin olması gereken en alt kilo sınırı 100 kilogram ve kişi 85 kiloya düşmüşse anoreksia var demektir.
Anoreksia’da yüzde 3 ila 18 arasında ölüm gerçekleşebiliyor. Dolayısıyla kişinin yüzde 80 tedavi şansı vardır. Bunun yüzde 30’u yineleyici ve geri dönücü diyebiliriz. Yüzde 40 tam iyileşme rapor edilmiştir.
Bizi asıl düşündüren şey anoreksiya ne kadar üzün sürdü ve vücudun hangi sistemine daha çok zarar verdi. Vücudun bir sistemi tek başına zarar görmüyor vücud bir bütün olduğu için bir yer zarar görünce her yer etkileniyor. Örneğin endişeye ve yemek yememeye bağlı mide rahatsızlıkları ortaya çıktıysa bunun anoreksia tedavisinden sonra yan bir tedavi olarak alınması zorunludur.
Hareket hastalığı ve araba tutması nedir?
Temmuz 27, 2009Vücudun dengede kalması için 3 sistem ve 1 merkez görev yapar. Bu sistemlerin en önemlisi iç kulakta bulunan denge sistemi dediğimiz labirenttir. Bu labirent 3 düzlemdeki yarım daire kanallarından oluşur.
Diğer sistem gözlerimiz ve kaslarımızda ve eklemlerimizdeki reseptörlerdir.
Bu 3 sistemden gelen bilgiler beyin tarafından değerlendirilir. Ve biz yerimizi biliriz. Bu üç sistem arasında uyum olmadığında beyin bilgileri değerlendiremez baş dönmesi hissederiz. Araba tutması da bu algısal çelişkiden doğmaktadır.
Hareket hastalığı genellikle hareketli taşıtlara binildiğinde ki bunlar uçaklar, kara taşıtları ve en sıkta deniz taşıtlarında meydana gelmektedir. Bunun dışında hareket hastalığını tetikleyen faktörler olarak gebeliği, alkol alımını, aşırı korku, heyecan, bazı ağır kokular özellikle benzin ve mazot gibi ve ağır yemek kokuları da hareket hastalığını tetiklemektedir.
Yapılan bazı çalışmalar migren hastalarında da araç tutmasının daha fazla olduğunu göstermektedir. Genetik olarak yapılan çalışmalarda genetik olarak bir sebep tespit edilememiştir. Çünkü zaten bu hastalığın nedeni de belli değildir dolayısıyla denge sistemindeki problemden kaynaklanmaktadır. Genetikle ilgili çalışmalar henüz sona ulaşmamıştır.
Hareket Hastalığı Tedavisi
Bu hastalığın oluşmasını azaltan ilaçlar kullanılmaktadır. Bunlar içerisinde en sık kullanılanı antikolinerjiklerdir. Bu hem hap olarak ağızdan hemde dermal bantlar olarak kulak arkasına yapıştırılarak da kullanılır. Bunlar kısa etkili ilaçlardır. Seyahatten yarım saat önce alınması gerekmektedir.
Uzun süreli yolculuğa çıkılacağı zaman antihistaminiklerin kullanılmasında fayda vardır.. Segatif etki yaratan antihistaminiklerin yolculuklardan bir saat önce uzun etkili olması açısından öneriyoruz.
Sadece bulantıya yönelik antihinamikler vardır. Bunlarda sadece bulantı hissini bastıran ilaçlardır. Bunun dışında seyahatlerden önce sakinleştirici ilaçlarda hareket hastalığını önlemede nispeten faydalı olduğu görülmüştür. Bunların kullanılmasında bir sakınca yoktur.
Fizik tedavi
Temmuz 27, 2009Fizik tedavisi, ısı, hareket, ışın ve elektrik ile yapılan bir tıp dalıdır. Fizik tedavisi, vücudun hareket kısımlarını çalıştırmak için veya eski haline getirmek için yapılan bir tedavidir. Fizik Tedavi, hastaların olası kazanlardan sonra veya geçirilen hastalıklardan sonra eski yaşamına dönmesi ve rahat bir hayat sürdürmesini sağlamaktadır. Fizik hastalıklarında kullanılan aletlerin hemen hepsi, cilt yoluyla tatbik edilen aletlerdir. Derimiz bizi sadece korumakla kalmaz ve daha birçok işlevi görür. Derinden uygulanan herhangi bir olaydan iç organların etkilenmesiyle oluşan olaylara revülsiyon denir. Fizik tedavi, genelde deri altı dokusunda damarları harekete geçirip, metabolizmayı hızlandırmak için kullanılmaktadır. Eskiden beri, insanlar fiziki ajanları birçok hastalıklarda kullanmışlardır. Başta güneş ve sıcak su kaynakları olmak üzere, fizik enerji kaynakları tedavisi gibi teknolojinin ilerlemesiyle insanlar daha değişik fizik tedavileri bulmuşlardır.
Elektriğin fizik tedavisinde kullanılmaya başlanması, ortalama 18. Yüzyılda Benjamin Franklin tarafından gerçekleştirilmiştir. Fizik tedavisi, tıbbi bir müdahale olarak birinci dünya savaşından sonra geliştirildi. Bu gelişmeye, çocuk felci salgınları ve savaşlarda sakatlan gençlerin çokluğu sebep olmuştur. Daha sonrasında, fizik tedavisinde yanık, kırık, verem, bel ağrıları, bayılmalar ve sinir harabiyetleri ile de uygun tedaviler oluşturulmuştur. Fizik tedavisi ortopedik ve cerrahiyle de yakından ilgilidir. Fizik tedavisi, uzmanlaşmış tıp doktorları tarafından hastalara uygulanmaktadır. Fizik tedavisinde sıkça uygulanan tedaviler şunlardır; Isı, masaj, hareket (egzersiz), elektrik akımı ve fonksiyonel eğitim.
Isı, genellikle ağrılı bölgedeki ağrıyı azaltmak için ve kan dolaşımını hızlandırmak için kullanılmaktadır. Infrared lambaları, kısa dalgalı radyasyon veya dia termik akımları, sıcak nemli kompresler, sıcak su, erimiş haldeki parafin mumu veya ultrason (ses ötesi) dalgaları şeklinde uygulanır.
Masaj, genelde dolaşıma yardımcı olarak kullanılmaktadır. Bunun yanında kas kasılmalarını (spazm) azaltmak amacı ile uygulanmaktadır. Masaj genellikle elle yapılan bir tedavidir. Bazen de teknik cihazlarla uygulanabilmektedir.
Egzersiz, fizik tedavisinde en çok uygulanan tedavi sistemidir. Bu yolla kasların hareket etmesi sağlanır ve eklemdeki hareket miktarını arttırmaktadır. Egzersizler, uzmanlaşmış doktorlar tarafında yaptırılır. Eğitilen hastalar da kendi başlarına yapabilmektedirler.
Elektrik Akımları, küçük akımlar ile sathi kaslara kasılma sağlamak amacı ile kullanılmaktadır. Bu metot, zayıflamış kasları tekrar canlandırmak için kullanılır.
Fonksiyonel eğitim, sakat hastalara gerekli yöntemleri göstererek, rahat bir hayat sürdürülmesi sağlanmaktadır. Bu eğitim uzun zaman alabilir.
Rehabilitasyon
Temmuz 27, 2009Rehabilitasyon, fiziki hareket kusurlarını düzeltmek için kullanılan bir tedavi yöntemidir. Ciddi hastalık veya travma geçirenler, hapis yatanlar, bunalım geçirenler bu olayları atlatmak için rehabilitasyon merkezlerinde tedavi görebilirler.
Ortaçağda Avrupalılar rehabilitasyon (iyileştirme) kelimesinden haberdar bile değildi. Sakatların dinlenmesi gerekmekteydi, alkolikler, hırsızlar, hastalar ve yurtsuzlar toplum dışına itilirdi. Avrupa da durum böyle iken, o zamanki İslâm devletlerinde rehabilitasyonun en güzel misalleri gösteriliyordu. O zaman ki İslâm devletinin yardımlarıyla ya da inançlı kişilerin vicdanıyla, aç ve açıkta kimse kalmaz, düşkünlerin elinden tutulurdu. İslâm devleti, gittikleri gayri Müslim devletlerinde o güzel ahlakımızı da öğrettiler. Cumhuriyet tarihinde ilk rehabilitasyon merkezi 1952 yılında Ankara da körler mektebi adında kuruldu. Ardından 1958 de Cüzam savaşı sonrası yine Ankara’da cüzam rehabilitasyon merkezi kurulmuştur. Daha sonra bu kuruluş, Ankara üniversitesi Tip fakültesi bünyesine aktarılmıştır.
Rehabilitasyonun amaçları ve gayeleri şunlardır; Fiziki yetersizliği bulanan hastalarda, bu hastalığı imkânlar neticesinde tamamen ortadan kaldırmak, giderilmesi imkânsız olan hastalıkları ve durumları mümkün olduğunca azaltmaktır. Rehabilitasyon, başlı başına bir kurum olarak geliştirilmiştir. Dünya genelinde yapılan bir araştırma sonucu, suç isleyerek hapse giren bir kişi, hapisten çıktığında yeniden hapse girme oranı %40 dır. Bu da demek oluyor ki rehabilitasyon merkezlerinin bu alanda yeterli olmamasıdır. Günümüzde, birçok kişinin çeşitli sorunları vardır. Bazı sorunlar neticesinde insanlar intihara kadar gidebilir. İşte bu durumlarda rehabilitasyon merkezleri ne baş vurulması gerekir.
oynatr tarafından yazıldı